|
Magazîn, henek, gilî û gazin |
BÖLGESEL SAVAŞ VEYA 3. DÜNYA SAVAŞI SÜRECİNDE ÇATIŞMA MERKEZLERİNDEN KÜRDİSTAN
DA YURTSEVER DEVRİMCİLERİN TEMEL GÖREVLERİ

Medeni Ayhan
25 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır da yapılan birlik toplantısındaki konuşmamda
ve bir ay sonra açıkladığımız Kurdokya bildirgesinde, asgari düzeyde bölgesel
bir savaş ve azami düzeyde ise, 3. dünya savaşı sürecine girdiğimizi, Kürdistan
ın savaşın merkezlerinden olduğunu ve gelişecek savaşta Şengay devletleri olan
Rusya ve Çin yanında bölgenin sömürgeci devletleri olan İran,Türkiye,Suriye ile
birlikte fundamentalist örgütlerden Hamas Hizbullah El-Kaide gibi eğilimlerin
yer alacağını, bu eksenin geliştiğini,buna karşın ABD,İngiltere,Kanada
,İsrail,Avustralya,Avrupa ülkelerin bir bölümü ile Güney Kürdistan hükümetinin,
dolayısıyla Kürtlerin diğer bir kutbu oluşturacağını analiz etmiştim.2005
yılının Aralık ayında Diyarbakır da yapılan toplantıda yaptığım konuşma
sonrasında söz alan aydınlarımızdan Faik Bulut ise, benim analizlerime hayret
etmiş gibi,”bizim bilmediğimiz bir şey mi var yoksa” diyerek buna ihtimal
vermediğini söylüyordu.Ortadoğu uzmanı Faik Bulut un bilmediği hususların
bulunduğu ve özellikle dünya ile bölgenin siyasal analizini yapmada yetersiz
olduğu kesindir.Cirac lı Fransa,ABD nin politik çizgisinden farklı bir çizgi
geliştirerek dünyada etkili olma perspektifine sahipken,yönetimi devir alan
Sarkozy ise birlikte hareket ederek etkili olma çizgisini benimsemiş
görünmektedir.Yani Fransa da ,ABD nin önderlik ettiği eksene destek vermiş
görünmektedir.İngiltere den sonra Fransa nın ABD ye destek vererek ve birlikte
hareket ederek etkili olma çizgisinden sonra,Almanya nın da bu iki Avrupa
ülkesini takip edeceği aşikardır.Avrupa nın ekonomik ve siyasi bir gücü olsa da,
ekonomik ve siyasi birliğin sırtına geçirilmiş önemli bir askeri gücü yoktur.Öte
yandan bütün Avrupa ülkelerinin ABD ve Şengay devletlerinden farklı olarak 3.bir
kutup olmak yönünden birlikte hareket etme ve aynı konsepte sahip olması
olanaklı değildir.Bu nedenle bir anlamada antrenmanları yapılan
savaşın,birincisi ABD nin önderlik ettiği kutup ve ikincisi Şengay devletlerinin
başını çektiği kutup olmak üzere, iki temel kutbu olacaktır.Sıcak savaşın
antrenmanı soğuk savaş şeklinde devam etse de, sıcak çatışmanın başlaması iki
yıl öncesine göre daha günceldir.Azami düzeyde bölgesel bir savaşın ve azami
düzeyde de 3. dünya savaşının ortaya çıkacağı kesin olduğu gibi, her halükarda
savaşın temel merkezlerinden birinin Kürdistan olacağı da kesindir.
2030 yıllarında dünyadaki petrol tükenecektir.Büyük sanayi devletlerinin,
sanayideki gereksinimlerine bağlı olarak yoğunlaşan enerji ihtiyaçları, petrol
ve doğalgaz alanlarını ve nakili sağlayan boru hatlarını kontrol etme
mücadelesine itmektedir. Büyük sanayi ve sermaye devletlerinden ihtiyaçları
kadar enerjiyi anlaşmalarla veya diğer yollarla sağlamayanları, önümüzdeki otuz
yıllık süreçte fabrikalarını kapatmak yada başka enerji türlerini yaratmakla
karşı karşıya kalacaktır.Çin ve Hindistan ekonomisi yüksek bir büyüme oranıyla
gelişmekte ve önümüzdeki 10 yıllık süreçte ABD ekonomisini dahi aşacak konuma
geleceği hesaplanmaktadır. Büyük bir askeri güce sahip olan Rusya ekonomik
anlamda toparlanma sürecine girdi. Rusya ve Cin gibi büyük sermaye devletleri
diğer büyük bir sermaye devletleri olan ABD’nin müttefiklerini tek başına dünya
siyasetine yön vermesinden rahatsızdır.ABD,Çin ve Rusya nın önünü almadığında,
en geç 15 yıl sonra güç ve etki açısından dünyadaki önderliğini yitireceğini ve
siyasi-ekonomik önderliğin Çin merkezli olmak üzere Asya ya kayacağını
görebilmektedir. Bu olgular çerçevesinde bir soğuk savaş süreci başlamış ve
yaşanmaktadır.Bu nedenle ABD, Cin ve Rusya gibi devletler kendisini yakalamadan,
içinde bulunduğumuz yüzyılda da sermaye devletleri içindeki önderliğini ve bir
anlamda başat gücünü koruyup sürdürmek için, Şengay devletlerinin sınırlarına
yakın alanlara yerleşerek bunları kuşatmaya ve aynı zamanda Ortadoğu ve Kafkasya
da ki petrol alanlarında etkili olmaya çalışmaktadır. Büyük sermaye
devletlerinin birbiriyle çelişen ve uzlaşmayan ihtiyaçları, petrol ve doğalgaz
merkezleriyle nakil hatlarında denetim ve etki alanları oluşturma mücadelesine
başlamalarına yol açtığından, bu çerçevede ortaya çıkan kutuplaşma ve soğuk
savaş sürecinin sıcak çatışmaya dönüşerek başlangıç itibariyle bölgesel
savaşlara ve bölgesel savaşları izleyen 3’üncü dünya savaşına dönüşeceği
görülmektedir.
Kürdistan ın 4 parçası da, petrol yataklarını barındırdığı gibi,stratejik ve
coğrafik anlamda nakil hatlarının güzergahı durumundadır. Öte yandan 4 parçaya
bölünmüş ve sömürgeci devletler(Türkiye,İran,Irak,Sürüye) tarafından
paylaştırılmış Kürdistan ın sömürge statükosu ve bu statükoya karşı gerçekleşen
mücadeleler, Kürdistan Sorununu, Ortadoğu sorunu durumuna
getirmektedir.Kürdistan sorunun daha büyük bir kapsamda etki alanlarına sahip
olması ve Filistin sorunun bir ölçüde de olsa çözüm yolluna evirilmesi ile
Kürtlerin gelişen mücadelesi Filistin Sorunundan öte,Kurdistan sorununu
Ortadoğunun temel sorununa dönüştürmüştür.Kürdistan sorunu hem sömürgeci
devletleri, hem de bu sömürgeci devletlerinin etnik bağlarla bağlı olduğu çevre
devletleriyle büyük sermaye devletlerini yakından ilgilendirmesi ve Ortadoğu da
siyasal ve ekonomik acıdan yarattığı istikrarsızlığın bütün dünyayı etkilemesi
nedeniyle, esasen dünya sorunu durumundadır. Kürdistan sorunu,(Kürt sorunu
tabiri sömürgeci devletlerin sisteminden kesin kopuş sağlamayanların çarpık
adlandırmasıdır.) her gün daha yoğun oranda uluslar arası bir sorun haline
gelmektedir.Kürdistan sorunu, mevcut durum itibariyle dahi,bugün uluslar arası
bir sorun haline gelmiştir. Kuzey Kürdistan da(Türkiye nin egemenliği altındaki
topraklarda) 30 milyon, Güney Batı Kürdistan da(Suriye nin egemenliliğindeki
topraklarda) 3 milyon, Güney Kürdistan da(Irak içinde federal statüdeki
topraklarda) 5 milyon ve Doğu Kürdistan da(İran ın egemenliğindeki topraklarda)
3 milyon nüfusu bulan Loranlarla birlikte 12 milyon olan Kürtlerin, ulusal
topraklarında ki toplam nüfusları 50 milyon civarındadır. Ancak Kürt nüfusu
sadece Kürdistan ın 4 parçası ve sömürgeci devletlerin egemenliği altındaki
yerleşim alanlarında değil, diğer pek çok devlette de bulunmaktadır. Afganistan
,Pakistan Hindistan,Sudan ,Lübnan, Ermenistan,Gürcistan,Azerbaycan,Kazakistan
Kırgızistan gibi pek çok devlette Kürtlerin kendine özgü yerleşim yerleri
bulunmaktadır. Yine yakın tarihte Avrupa da ki devletlerine de yerleşen bir Kürt
nüfusunun bulunduğu bilinmektedir. Kürtler ulus olarak dünyada devletsiz bulunan
en büyük ulusal nüfusun sahipleridir.Dünyada Kürtlerin bir kasabası kadar nüfusu
olan devletler dahi mevcutken,Kürtler uluslararası anlamda bir özne olmadıkları
gibi,siyasal ve ulusal iktidar ve kurumlarına da sahip değildirler.
Kürtler,Ülkeleri 4 parçaya bölünen ve halla klasik sömürgecilikte dahi olmayan
kısıtlama ve mağduriyetlere maruz kalan bir ulustur.Kürdistan nın yer altı ve
yer üstü zenginlikleri Kürt ulusunun emeği ve pazarı sömürgeci devletlerin
ekonomilerine art değer olarak taşınmaktadır.Kürt ve Kürdistan ının zenginliği,
Kürt ulusuna ağır zülüm ve soykırım uygulamanın nedeni yapılmaktadır.
Ülkelerinin 4 parçasında da istikrar ve özgürlüğe sahip olmadıkları için çeşitli
şekillerde mücadele vererek gerek; siyasi, gerekse ekonomik anlamda
istikrarsızlığa yol açan, en dinamik,en dönüştürmeci,en yiğit ve en devrimci
olanda Kürt halkıdır.ABD, 1920’lerde İngiltere ve Fransa nın istem ve
ihtiyaçlarına göre resmi olarak çizilmeye başlanmış bugünkü sınır ve haritalara
bağlı olan statükoyu eskisi gibi destekleme yerine,sınır ve haritaların yeniden
şekillendirilmesinden yana görünmektedir. Sovyetler Birliğinin karşı bir kutup
olarak çözülmesi sonrasında ABD nin,klasik sömürgeciliğin tasfiyesi ile buna
karşın her ülkenin ekonomisini etkilemeye dayanan yeni sömürgeciliğin her alanda
kurumsallaştırılması hedefi,eskisi gibi ulusal mücadelelerin cepheden karşıya
alınmasına dayanan çizgisini terk etmeye götürmektedir. ABD nin bu yeni
çizgisi,stratejik müttefiki ve işbirlikçisi durumunda olan Türkiye gibi
devletlerle çıkar çatışmasına yol açmaktadır.Kürdistan Ulusal haraketinin bu
konsept ve çıkar farklılaşmasından kaynaklanan çelişkilerden yararlanması
gerekmektedir.
1639 yılında Feodal Dönemin emperyalist imparatorluğu ile İran Sefavi devlet
arasında sürekli bir artı ürün elde etme ,paylaşma ve çatışma ile tampon bölge
alanı yapılan Kürdistan ikiye bölünerek resmen paylaşıldı.1916’da ise,Osmanlı
İmparatorluğunun denetimi altında kalan Kürdistan toprakları Rusya,İngiltere ve
Fransa’nın tarafı olduğu, ancak gizli olarak yapılan Şeykes Pikot antlaşmasıyla
üç parçaya ayrıştırılınca ve bu durum 1923 te yapılan diğer emperyalist antlaşma
Lozan ile resmileştirilince, Kürt ulusal toprakları dört parçaya bölünmüş oldu.
Seykes Pikot antlaşmasıyla,Kürdistan ın bugünkü sınırlarla dört parçaya
bölünmesine dayanan bugünkü sınırlar kağıt üzerinde de olsa çizilmişti.
Vilademir Lenin 1917 devrimiyle iktidarı ele geçirdikten sonra, o günün büyük
sermaye devletleri(Rusya,İngiltere,Fransa) arasında imzalanan söz konusu gizli
antlaşmayı deşifre etti. Bu antlaşmaya göre, Kuzey Kürdistan da biz Kürtlerin
Serhat bölgesi olarak adlandırdığı coğrafik alandaki yerleşim birimleri Rusların
hakimiyetine veriliyordu. Bolşevik devriminden sonra bu antlaşmayı deşifre eden
Lenin, askerlerin serhat bölgesinden çekilmesi yönünde talimat verdiğinden Rus
askerleri kendiliğinden çekildi..Suriye ve Irak ise, Fransa nın mandasına ve
hakimiyetine bırakılmıştı. Rusya nın Serhat tan çekilmesinden sonra petrol
alanlarının büyük bir bölümünün Fransa nın hakimiyetine bırakılan topraklarda
olduğunun farkına varan İngiltere, gizli olarak yapılmış Şeykes Pikot
antlaşmasında kendi lehlerine düzeltme yapılması için Fransa ya baskı yapmaya
yöneldi.Bunun sonucunda da Şeykes Pikot antlaşmasında Fransa hakimiyetine
bırakılmış olan Güney Kürdistan (yani Musul-Kerkük petrolleri) nın İngiltere nin
hakimiyetine verilmesi,ancak diğer antlaşma maddelerinin aynen resmileştirilmesi
üzerinde uzlaşmaya varıldı.Rusya nın 1917 devrimi sonrasında kendi iradesiyle
Şeykes Pikot antlaşmasından ve dolayısıyla hakimiyetine bırakılan Serhat
bölgesinden (Türklerin uydurduğu şekliyle Doğu Anadolu bölgesinde) çekilmesi ve
Fransa nın denetimine bırakılan petrol alanlarından bir kısmının (Musul-Kerkük)
İngiltere nin denetimine bırakılması çerçevesindeki değişikliklerle, Lozan
antlaşmasında resmileştirildi. Türklerin resmi ideoloji çerçevesinde resmi tarih
yazımlarında ileri sürdüğü gibi,anti emperyalist bir mücadeleleri ve
karakterleri hiçbir zaman olmamıştır.Türk milliyetçiliğinin tarihi emperyalizmle
işbirlikçilik tarihidir.Türk egemenlik siteminin tarihi ise, emperyalist olma
veya değişen koşullara göre emperyalizmin işbirlikçisi olma tarihidir.Çağdaş
anlamda emperyalizmi,ekonominin tekelleşmesi ve teklerlin ulusal sınırlar aşmak
üzürü sırtına devletin askeri ,siyasi,demagrofik,diplomatik ve operasyonel
gücünü alarak zor ve baskı temelinde yayılmasıdır.Feodal dönemin emperyalist
İmparatorluğu olan Osmanlının arta kalanın üzerinde diğer halkların inkarı ve
düşmanlığı temelinde bir ulus yaratma projesinin sonucu olarak Türko-Judaik bir
devlet yapılanması Türkiye emperyalizmle işbirliği temelinde kurulup
kurumsallaştırıldı.Osmanlının feodal dönem emperyalizminden sonra 1970 lerden
itibaren bu imparatorluğun bakiyesinden çıkarılan Türkiye tekellere kavuşmuş ve
1974 te yapılan Kıbrıs çıkarması da askeri ve siyasi anmada ilk emperyalist
yayılma süreci olmuştur..Feodal dönemin emperyalizmin de
Moğolların,Selçukluların ve Osmanlıların toprak ürünü alma,hayvan vergisi,baş
vergisi yanında, savaş zamanında savaşçı asker alma ve hazineleri yağmalama
tarzındaki yayılmacı ve kapmacı tarzı birbirini izlemiştir.Osmanlı nın son
döneminde ortaya çıkan Jön Türkler ve devamları olan İttihat ve Terakki nin
kadroları, Osmanlı emperyalizmini diğer bir emperyalist gücün işbirlikçiliğini
kabullenerek ayakta tutmak ve Kafkaslardaki Türkik toplumların topraklarını da
Turancı hayaller çerçevesinde hakimiyetlerine almak için, Alman generallerinin
komutası altında Rusya İngiltere ve Fransa ya karşı savaşa katılmışlardı.Osmanlı
nın Rusya ya top fırlatarak başlattığı savaşın top atışlarını dahi Alman
generaller yapmıştı.Almanya nın yenilmesi nedeniyle, Fransa ve İngiltere nin de
Osmanlı Ordusunun başında olan Enver i ve hükümettin başında olan Talat Paşa yı
işbirlikçi olarak benimsemesi mümkün değildi Enver, Sovyet topraklarında
öldürülürken,Talat ta, Avrupa da öldürüldü.İngiltere ve Fransa nın bilgisi,
denetimi ve yönlendirmesi çerçevesinde Vahdettin in yaveri durumunda bulunan ve
Enver ve Talat gibi İttihat Terakki Partisinin parlak önder kadrolarına nazaran
silik bir İttihatçı olan Mustafa Kemal in önü açılarak, Samsun dan Kürdistan
topraklarına geçmesi ve esasen Kürt topraklarında varolan direnişi denetim ve
kontrol altına alması için görevlendirildi.Mustafa Kemal Atatürk,Kürdistan
topraklarında işgale karşı hakkımızın kendiliğinden başlattığı direnişi
istendiği şekilde denetim ve kontrolüne alarak Fransa ve İngiltere nin kabul ve
istemlerine ve özellikle de 1916 yılında emperyalist devletler arasında gizli
olarak imzalanmış Seykos Picot antlaşmasına uygun olarak diğer emperyalist bir
antlaşma olan Lozan antlaşmasını imzalayarak işbirlikçi iktidarın kurdu.Fransa
ve İngiltere,kendi ihtiyaç ve konseptlerini Almanya ile işbirliği yapan
Selanikli Sebataist ve Mason bir İttihatçı olan Talat Paşa yerine, diğer bir
Selanikli Sebataist ve İttihatçı olan Mustafa Kemal i alıp tercih ederek ve
işbirlikçi olarak yararlanmakla sağlamışlardır.Kemalizm ,İdeolojik-politik
düzeyde ittihatçılığın hem kendisi, hem de devamı olarak emperyalizmle işbirliği
temelinde ortaya çıkarken, aynı şekilde kendisini ittihatçı kadrolarla
kurumsallaştırdı.1950 ye kadar İngiltere ve Fransa ile işbirliği yapan Kemalist
devlet ve sistem,1950 den itibaren de ABD nin stratejik müttefiki sıfatıyla
işbirliğini devam ettirdi.Totaliter ve faşist yapısıyla devletin kuruluş ve
yapısında cisimleştirilen Kemalizm, devrimci hareketlerin yükseldiği dönemde
açık faşizm ve siyasal -devrimci hareketin yenildiği yada çekildiği dönemlerde
ise örtülü faşizm şeklinde uygulama bulan sürekli faşizmdir.Bu saptamamız bütün
Kemalist sistemin özeti olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin siyasi
tarihinin en özlü ifadesidir.Irak Basçılığı ve Suriye deki Esad Basçılığı
İttihatçılın ve Kemalizm’in Arapların koşul ve toplum yapısına uyarlanmış
halinden başka bir şey değildir.Basçıların,İttihatçılık ve Kemalizm dışında bir
ufku ve esinlenme kaynağı yoktur.Irak İngiltere nin mandası olarak ve Suriye de
Fransa nın mandası olarak işbirliği temelinde kudurtulan devletlerdir.Hatta
kudurtulan Irak için İngiltere nin lideri de dışardan ithal ettiği ve Sudi
Arabistan dan Faysal ı getirterek Irak a yönetici yaptıkları bilinmektedir.İran
nın fundamantalist ve ırkçı Molla yönetimi de emperyalizmin yeşil kuşak
politikası çerçevesinde Sovyetleri kuşatmak için işbirliği temelinde iktidara
getirtildi. Kürdistan ın dörde bölünmüş ve paylaşılmış statüsü bu şekilde
resmileştirilirken, emperyalizmle işbirliği temelinde kurulan Türkiye ,İran
,Irak ile diğer işbirlikçi İran ın ve hatta çevre devletlerinin tarafı olduğu
Sadabat Paktı, Sento Cento türü bölgesel antlaşmalar ise,ortaya çıkarılan bu
statükoyu korumak için yapıldı.Kürt halkı, ülkesi Kürdistan ın dört parçasında
emperyalist bir antlaşma olan Şeykes Pikot antlaşmasıyla, devamı niteliğinde
bulunan ve diğer bir emperyalist antlaşma olan Lozan antlaşmasının ortaya
çıkardığı statükoyu bölge devletleriyle ortaklaşarak korumayı temel alan ve 1936
da imzalanan Sadabat Paktı nın sonuçlarını ortadan kaldırmak için mücadele etti
İşte bu içerik ve temelde emperyalizmin kucağında ortaya çıkmış gerici statükoyu
sadece sömürgeci Türk devletiyle, diğer sömürgeci devletler değil,aynı zamanda
kendilerini devrimci ve sosyalist olarak tanımlayan, ancak kendi sömürgeci
devletlerinin işbirlikçi köpeği dışında hiçbir şey olmayan ezen ulus
solcularının önemli bir bölümü de savunmakta ve Kemalizm den, Basisizm den ,İran
fundamantalizminden kesin kopuş sağlamamaktadırlar..Bunlar bir yana, ittihatçı
ve Kemalist ordunun işbirlikçi bir ajanı olarak kullanılan Apo ittihatçıların
gelişme çizgisinin son aşamasına uygun olarak, Kürtlerin Türk değil,Türkiyeli
olarak nitelendirilmesiyle sorunun çözüm bulacağını ifade
etmektedir.İttihatçılar önce Osmanlılık çizgisini savunmuş,ancak Balkan
devletlerinin kopmasından sonra İslamlık tezini savunmuş ve Arabistan ın da
kopmasından sonra ise,Türklük tezini esas almışlardı.Dünyadaki gelişmeler ve
Kürt ulusal hareketinin dört parçadaki mücadelesi karşısında, Türklük tezini
kabul ettirme ve yaşatma imkanı kalmadığından, Apo efendinin Ordunun
direktiflerine uygun olarak, Türkiyelik tezini ortaya atarak, Kürt ulusunun
tarih boyunca uğruna her şeyini verdiği ülkesi Kürdistan ı, satışa çıkarmaya
çalışan bir telal rolünü oynamaktadır.Öte yandan kendi kişisel iktidarı için
Kürt kadrolarını gerek PKK içinde ve gerekse PKK dışındaki eğilimlerde
biçen,zindan da dahi manevi liderliği kabullenmeyip örgütü yönetmeye ve
yönlendirmeye çalışan bu kişilik, Kürt halkının iktidar hastalığını bırakması
gerektiğini,bağımsızlık, federasyon, konfederasyon ve özerkliğin çözüm
olmadığını, sömürgeci devletin konseptine uygun düşecek şekilde beyan
etmektedir.Çünkü sömürgeci devletlerin istemediği temel husus; toprak ve iktidar
istemidir.Dil kültür hakkının ise, bireysel hak bağlamında Avrupa ya gitmiş bir
kürde de verildiğini ve dünyadaki teknolojik ve siyasi gelişme karşısında,
bireysel hak bağlamında bu hakkın her devlette kaçınılmaz olduğu,öte yandan
siyasal iktidarı olmayan bir dilin korunmasının, korumasallaşmasının, halkının
ilgisini çekmesinin ekonomik koşul ve ihtiyaçlar nedeniyle pek olanaklı olmadığı
da aşikardır..Apo,Kemalistlerin ve Avrupa Birliğinin bireysel haklar bağlamında
dil kültür haklarının verilmesi ve bir af karşılığında militanların teslim
olması sonrasında tasfiye edilmesi planı üzerine oturtulmuştur.Kültü ve yattığı
sistem çerçevesinde de, demokratik Cumhuriyet denilen ve Kürtleri siyasetsiz
bırakarak,bütün kazanımlarını yozlaştırıp tasfiye etmeyi amaçlayan ideolojik
politik çizgisini,sorgulamayı ve değerlendirmeyi bilmeyen müritlerine kabul
ettirdi.Bu işbirlikçi çizgi Kürtlerin birlik kurmasının önünde de temel bir
engeldir.Bu gerici işbirlikçi ve rezil tutumla, Emede Xani nin 1695 te Mem U Zin
adlı eserinde temelini attığı ve bütün Kürt yükselişlerinde güncelleşerek fener
işlevi gören,aynı zamanda bugün içinde modernize edilerek sürdürülmesi gereken
Kürt ulusal mücadelesinin temel referanslarıyla değer yargı sistemi tahrip
edilerek, yerine Kemalizmi koymayı hedeflemişlerdir..Kemalizmi yaratanların bu
ideolojik politik sistemi kucağından atıp tasfiyeye yöneldiği bir süreçte dahi,
Kemalizm’in ve Basizim in kuyruğuna takılarak bu totaliter sitemlerin
devamlarını sağlayacak kırıntı değişiklikleriyle güçlendirilmesini esas alın bir
çizgi ajan ve aptal değil de nedir?Devrimci olmanın ön şartı;Basizim den,
Kemalizim den ve Molla fundamantalizmi ile sömürgeci devletlerin kabul ve
sistemlerinden kesin kopuşu sağlamak ve kesin kopuş çizgisini vazgeçilmez
kılmaktır.Ulus mücadelesi toprağa ve siyasal iktidara bağlıdır.Topraktan ve
siyasal iktidardan kendini soyutlamış bir çizginin ulusal mücadele vermesi ve
ulusal bir çizgide durması olanaklı değildir.Ülkeyi ve iktidar
hakkını(bağımsızlıkçı çizgiyi) satışa çıkaranların milliyetleri çoktan
satılmıştır.Gerek Kürdistan daki ve gerekse Kürdistan ı bülüp paylaşan
devletlerdeki bütün gericilik; Kürdistan ın boyunduruk altında tutulmasının
bünyesinden ve Kemalizim,Basisim, Molla Fundamentalizmi gibi totaliter ideolojik
politik çizgilerin varlığından kaynaklanmaktadır.Bu nedenle bu ideoloji ve
sistemlerde küçük değişiklikler yaparak devam ettirmeye dönük bir siyaset
izlemek gericiliktir, buna karşın bunların tasfiyesine yönelmek ve kesin kopuş
sağlamak temel devrimci yaklaşımdır.
Bugüne kadar ABD ,İngiltere, Fransa,Almanya,Rusya, Çin gibi bütün büyük sermaye
devletleri Kürdistan ın bölünüp paylaşılmasına dayanan bölgesel statükonun
devamından yana olarak tutum aldılar.Emperyalistler,Ortadoğu daki sömürgeci
devletleri desteklediler.İçinde bulunduğumuz süreçte ise, analız ettiğimiz
nedenlerle ABD ve müttefiklerinin söz konusu tutumlarından vazgeçtikleri ve
İngiltere ile Fransa nın çizdiği harita ve sınırları değişimine dönük bir
politikaya yöneldikleri veya en azından buna esnek yaklaşmaya başladığı
anlaşılmaktadır.ABD, Ortadoğu daki bütün ülkelerde önemli bir nüfus ve örgütlü
dinamik bir güç olarak bulunan Kürt ulusuna yönelik tutumunu değiştirmeden,
Ortadoğu da etkili olma, İngiltere- Fransa nın çizdiği haritaları değiştirme
şansının bulunmadığını görmeye başlamıştır.Uluslararası sermaye, Ortadoğu da
Kürdistan sorunun çözülmeksizin ve Kürt halkı kendi bağımsız devletini
kurmaksızın, sermayenin ihtiyaç duyduğu yatırım ve dolaşım istikrarının
sağlanmayacağını görmektedir.Analiz ettiğimiz hususlar ABD’nin politikasında
değişikliklere gitmesinin ve Türkiye gibi müttefikleriyle çelişkiler yaşamasının
temel nedenleridir. Kürt ulusal hareketi, bu çelişkilerden yararlanmalıdır.
Ortaya çıkan bu çelişkiler nedeniyle, kuruluştan 1950 ye kadar İngiltere ve
Fransa nın işbirlikçisi olan Kemalist iktidarın yüzyılın ikinci yarısından
itibaren ABD ile işbirlikçi ilişkiye girdiği ve bu süreçte söz konusu
işbirlikçi ilişkilerinin krize girdiği görülmektedir.İşbirlikçi TC, ABD’nin
Kürtlerle ilişki kurmasına veya Kürtlerin mevcut güçlerle politik diyaloga
girmesine tahammül edememektedir. Güney Kürdistan daki gelişmelerle, Lozan
antlaşması ve Sadabat Paktının bir parça da da olsa yırtılmış olması, Kürtlerin
federasyon çerçevesinde de olsa bir iktidar güçüne kavuşması Türkiye’yi de
korkutmaktadır. Sömürgeci devletlerden İran ve Suriye kendi egemenlikleri
altındaki Kürt nüfusunu ve Kürdistan topraklarını da kaybetmekten
korkmaktadırlar. Varolan statükoyu koruma çizgileri Suriye,İran ve Türkiye’yi
aynı politik eksende birleştirmektedir.ABD’nin sınırların yeniden çizilmesine
dayanan yeni politik çizgisine karşın, eski statükoyu olduğu gibi koruma ve
sürdürme çizgisini savunan Şengay devletleri, (Rusya, Çin vs.) bölgesel
sömürgeci devletlerle aynı eksenlerde birleşmektedir. Türkiye’nin hükümeti ve
diğer bir değişle AKP ,ABD ve Avrupa ile var olan ittifakın devamından yanadır,
buna karşın Türkiye’nin ordusu ve istihbaratı ile diğer ittihatçı ve Kemalist
kurumlar ise, hükümeti baskı altına alarak, ABD’nin yeni politikasından
vazgeçmemesi halinde, Rusya ,Çin, Suriye ,İran eksenli devletlerle ittifaka
yönelmesi için baskı yapmaktadır. Türkiye’de hangi siyasal parti, hangi
çoğunlukla hükümeti oluşturursa oluştursun,hiçbir zaman gerçekte iktidar olamaz.
Türkiye’de hükümetler şeklen iktidardır, özde ve gerçekte ise Türk ordusu ve
Kemalist bürokrasi her zaman hükümet ve iktidardır. Bu anlamda Türk siyasal
sistemi tek partili ve tek hükümetlidir. TC nin kuruluşundan bu yana özde
hükümet değişmemiştir, çünkü Türk ordusu Türk devletinin kuruluşundan bu yana
her zaman iktidardadır. Sonuç itibariyle Türk devletinde temel hususlardaki
siyaseti ordu ve üst düzey bürokrasiyi birlikte sapladıktan sonra uymak ve
uygulamak üzere, şeklen hükümette bulunan partilerin önüne koyar.AKP hükümeti,
meclise büyük bir çoğunlukla girmenin ve uluslar arası sermayenin kendilerini
desteklemesinin verdiği güvenle, ordunun sürekli iktidar olma konumuna karşı bir
hamle yaparak, bir parti olarak iktidar olma isteğini gösterdiyse de, bu
tutumunda ürkek olduğu için tavrını netleştirip sürdürememektedir.AKP tavrını
sürdürmediği takdirde,Türk ordusuyla istihbaratının baskı ve iktidarına boyun
eğmeye gitmek zorundadır.AKP hükümeti Türk ordusunun sürekleşen iktidarına
teslim olma sürecindedir.Türk devletinin ve siyasal sisteminin bu özelliği
nedeniyledir ki, Türk ordusu bünyesindeki özel harp dairesi ve özel küvetler
komutanlığı aracılığıyla 3 yıldır İran ve Suriye ile birlikte perde arkasında da
olsa, kurulmuş ortak bir konsept ve ittifak vardır..
Kerkük ve Şengal de patlatılan bombalar, Güney Kürdistan ı
istikrarsızlaştırmaya ve boşaltıp insansızlaştırmaya dönük eylemlerdir. Güney
Kürdistan daki eylemler, Türkiye –İran ve Suriye devletlerinin özel kuvetleri ve
istihbaratlarıyla yönlendirip gerçekleştirdiği eylemlerdir. Güney Kürdistan ın
istikrara kavuşması halinde, İran ve Suriye’nin çözülme tehdidiyle karşı karşıya
kalacağı ve daha sonra Türkiye’nin hem dışardan,hem de içerden Kürt çemberi
altına gireceği ve sonuç itibariyle kendi egemenlik alanı altındaki 30 milyon
kürdü kontrol edemeyeceği düşünüldüğünden, Türkiye Cumhuriyeti var olan
statükonun devamı için Saddam’ın Irak ı gibi,İran, Suriye rejimlerini de
ayakta tutmaya çalışmaktadır. Uluslararası sermaye, Sovyet sisteminin
çözülmesiyle klasik sömürgeciliğin tasfiyesine ve yeni sömürgeciliğin her alanda
kurumsallaştırılmasına dayanan yeni politik çizgisini geliştirirken, geçmişte
desteklediği ve kucağında oluşturduğu ittihatçılık ve Kemalizm, Basizm, İran
fundamantalizmi gibi totaliter- faşist ideolojik politik çizgi ve sistemlerin
sermayenin uluslararası yatırım ve dolaşım istikrarı açısından da tehdit
oluşturduğunu ve liberal demokrasiye dahi olanak vermediğini gördüğünden,
geçmişteki gibi önem vermedikleri bu ideolojik-politik sistemlerin
tasfiyesinden yana bir tutuma gelmişlerdir.Irak Baaş rejimi Suriye Baaş rejimi
ve İran fundamantalizminden farklı olarak, Türkiye’nin kaba yöntemlere dayanan
bir çözülme sürecine sokulması yerine, müttefiklik ilişkisini devam ettirerek
ve bir sürece yayılacak reform hareketleriyle içten dönüşmesine dayanan bir
çerçevenin ABD tarafından Türk devletine önerildiği kanısındayım. Kemalist ordu
ve bürokrasi ise, esnemez totaliter ideolojik–politik sisteminin verdiği
alışkanlıkla reformlar çerçevesinde içerden dönüşme ve esnemeyi çözülmeyle eş
görmektedir.Kalıtsal ideolojik politik harcı Kemalizmi ve Kürt düşmanlığı ile
korkusunu esas alan Türkiye ile bu devletin hükümeti olan ordu ayak
sürmektedir. ABD ,İsrailli Yahudileri,Kürtleri ve Türkleri bir çizgi temelinde
bir arada yaşatma ve beraber hareket etmelerini de bir seçenek olarak
sunmaktadır.Bunun taraftarı olan liberaller de vardır.Ancak Kemalist ordu ve
istihbarat, devlette cisimleşmiş faşist Kemalist ideolojinin verdiği kalıtsal
alışkanlık ve kendi varlıklarını Kürtlerin yokluğu ve zayıflığı üzerinde
kurmuşlukları nedeniyle ABD nin bu alternatif önerisinde kabule
yanaşmamaktadır.Kürtlerinde her halk gibi kendi ulusal topraklarında bağımsız
devlet olmasını ise her halükarda kendileri açısından tehdit olarak
görmektedirler.Böylesi bir durumun Lozan nın ve Sadabat paktının tasfiyesine ve
barındırdığı petrol zenginliği ile Kürdistan nın güçlenmesine,aynı zamanda
bölgede cazibe merkezi olmasına yol açacağı gerekçesiyle
istememektedirler..Analiz ettiğimiz bu çelişki ve koşullar nedeniyle, Ortadoğu
ve Kafkaslarda var olan statükoyu koruyup sürdürmede aynı eksene sahip olan
Rusya,Cin,İran,Suriye,Türkiye, Filisten de Hamas, Lübnan da Hizbullah ve hatta
El-Kaide aynı kutbu oluşturmaya yönelmiştir.Türkiye nin Ordusu ve Kemalist
bürokrasi, şeklen hükümet olan AKP ye rağmen atlan alta bu itifak ilişkisinin
içine girmiştir. Buna karşın diğer kutupta ise;
ABD,İngiltere,Kanada,İsrail,Avustralya,Fransa ve Almanya nın bulunacağı
anlaşılmaktadır.Güney Kürdistan hükümeti,İran Suriye ve Türkiye nin tehdit ve
müdahaleleri karşısında,yalnız kalmamak ve bağımsız Kürtdistan ın kuruluşuna ve
haritaların bu çerçevede değişiminden yana olacak güçlerle hareket edecektir.
Kürdistan ı egemenlikleri altında tutan sömürgeci devletlerle bunların ittifak
içinde oldukları emperyalist devletlerin güç ve saldırıları karşısında hiçbir
ittifak ilişkisine yönelmeden boyunlarını koyun gibi giyotine uzatmaları
olanaklı değildir. Kürdistan ulusunun ve ülkesinin geleceği için, sermayedar
devletler arası çelişki ve çatışmalarda ulusal çıkara göre hareket etmek
zorunludur.Ancak her ittifak ilişkisinin ister kısa ve ister uzun olsun bir gün
biteceği ve değişen koşullarda ittifakı oluşturan güçlerin çıkar ve
yönelimlerinin farklı yönlere dönüşeceğini de unutmamalıdır. Diğer açıdan
konjoktörel ittifak ilişkisinin iradesini bir güçe teslim etme şekline sokmadan,
hareket özgürlüğünü koruyarak gerçekleştirmek zorunludur.Ayrıca yer altı ve
yerüstü zenginliklerimizi ve özellikle petrol ve doğal gazı bölgedeki sömürgeci
devletlerin denetiminden alırken,diğer bir sermayedar devlete
veremeyiz.Zenginliklerimizi vermek değil,ihtiyaç fazlası petrolü bağımsız
Kürdistan nın kuruluşuna saygı duyan devletlere satmayı esas alabiliriz. Bu
temel ve çerçevede kaldığı sürece, ABD,İngiltere,Fransa İsrail ,Avustralya,
Kanada gibi ülkeler Kürdistan nın dört parçasıyla bağımsızlaşmasına saygılı
oldukları ölçüde,varolan zor koşullar tehditler karşısında Güney Kürdistan
hükümetinin bölgesel ve uluslararası bir saflaşmada yalnız kalmak yerine,adı
geçen ülkelerle birlikte hareket etmesi yanlış bir tutum olmayacaktır. Türkiye
nin ve diğer bölgesel sömürgeci güçlerin ABD yle harita ve statükonun
değişmemesi esası üzerinde anlaşması halinde, hiç kuşkusuz Şengay devletleri ve
dolayısıyla Rusya ve Çin, bugünkü çizgilerini değiştirerek statükonun
değiştirilmesine dayanan bir çizgiyi esas alacaklardır.Büyük sermayedar
devletlerden oluşan bu iki kutuptan birinin geliştirdiği çizgi karşında, her
halükarda ikinci kutupta bulunan ülkelerin tersi bir çizgi geliştirerek karşılık
vereceği ve bu yolla çelişkilerde etkili olmaya çalışacağı
aşikardır.Uluslararası ilişkiler ve uluslar arası siyaset dinamik ve
değişkendir, değişen durumlara göre değişen tutumlar geliştirmek zorunludur.
Küçük bir ihtimalle de olsa,Rusya nın,İran ı pazarlık konusu yaparak,bazı taviz
ve güvenceler alarak ABD nin başını çektiği ittifakın müdahalesine karşı
doğrudan bir tutuma girmemesi de mümkündür.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, Suriye ve İran ile ittifak halinde, Güney Kürdistan
ve Doğu Kürdistan sınırlarına 250 bin civarında askeri güç kaydırıp yerleştirmiş
durumdadır.Türk devletinin asker sevkıyatı 2007 yılının başından beri devam
etmektedir, 2007 yılının ekim ayında PKK’nin gerçekleştirdiği bir eylem
neticesinde 12 Türk askerinin ölmesi ve 8’ininde ele geçirilmesi sonrasında
genelkurmay ve özel kuvvetler komutanlığı ile istihbaratın bir plan dahilinde,
devletin resmi ideolojisinde cisimleşen faşizmi güncelleştirerek emirleri
altında çalışan bazı sivil unsurlar aracılığıyla, sivil Türkleri miting ve
yürüyüşlere yönelttikleri ve bu yolla Kürtlere Güney Kürdistan hükümetine
saldırmanın içerde ki koşul ve dayanaklarını yaratmaya yöneldikleri
görülmektedir. Bu yolla AKP hükümeti de baskı altına alınarak
yönlendirilmektedir. İttihatçı ile Kemalist ordu ve bürokrasi,Güney Kürdistan da
ortaya çıkan Kürt iktidarını haz edemediğinden , kendi varlıklarını Kürtlerin
yokluğu,zayıflığı ve iktidarsızlığı üzerine inşa ettiklerinden,Apo aracılığıyla
Türk ordusunun denetimi altına giren PKK yi bahane ederek, Güney Kürsitan a
saldırıp emperyalist sömürgeci bir devlet olarak yayılmak istemektedir. Türk
devletinin tekelci yapısıyla emperyalist bir devlet niteliğinde olması,Musul ve
Kerkük petrollerini küçük ve dağınık Türkmen nüfusunu kullanarak(bir anlamda
Kıbrıs taki gibi Rum toprağında 50 bin kişilik Türk’e devlet kurdurtup yavru
vatan adıyla isimlendirdiği gibi) denetimi altına almak istediğinden, Güney
Kürdistan sınırına hiçbir tarihte görülmedik yoğunluk ve sayıda asker yığdırıp
konumlandırmıştır. PKK nin en güçlü olduğu doksanlı yıllarda dahi bu yoğunluğun
üçtü biri kadar askerle operasyon yapmayan bir devletin, örgütün bölünme ve
ayrışmalarla kadrolarının yarısını yitirdiği,motivasyonun ve ideolojik politik
referanslarının laçkalaştırıldığı,Apo nun talimatına uyarak coğrafyayı terk
etmekle bu alandaki üstünlüğünü,lojistik desteğini ve istihbarat kanallarını
büyük ölçüde kaybettiği,Kandil dağına sıkıştığı, 70 bin milisinden önemli bir
bölümünün dağılıp deopolitize olduğu ve kiminin ajanlaştığı ve öte yandan bir af
ve kırıntılar temelinde teslim olmaya hazır halle getirilmiş durumda olmasına
rağmen, Kürdistan nın Batı ve Doğu sınırını kaplayacak şekilde asker
konumlandırmasının nedenleri başkadır.PKK eylem yapmasaydı dahi, benzer veya
aynı eylemi ordu içindeki güçler yapacak ve aynı konumu alacaklardı.Bu durum
PKK nin eylemi öncesinde Türkiye nin kararlaştırdığı ve ihtiyaç duydukları bir
planlamadır.Ordu ve istihbarat ile Kemalist bürokrasi,AKP yi arkalarından
sürüklemeye başlamışladır.PKK işin bahanesidir,Türk Ordusunun ve İttihatçı
Kemalistlerin hedefi Güney Kürdistan olduğu kadar Doğu Kürdistan dır.Türkmenler
Kerkük e saldırı ve uzanma işinde kullanılmak istenirken,Azerilerin bir bölümün
de Ürmiye ve Kirmanşah ın üzerine saldırılmak üzere kullanılacağından kuşku
duymuyorum.İran daki Farisi egemenlik sistemi çözülüşe geçtiğinde,emperyalist
Türkiye nin aynen Kerkük gibi,Üremiye yi tartışma alanına çekeceğinden ve Doru
Kürdistan a müdahale ederek istikrarsızlaştırmaya yada denetiminin altına almaya
çalışacağından kuşku duymuyorum.Türk Devletinin,İran nın egemenliği altında
bulunan Doğu Kürdistan nın sınırlarına yoğun oranda asker yerleştirmesinin bir
nedeni budur, diğer sebebi ise,ortaya çıkacak uluslar arası bir savaş ve çözülüş
koşulları karşısın da müttefiklerine yardım etmek ve savaşa katılmak için
pozisyonunu alma çabasıdır.Türk devleti, İran’ın egemenliği altında olan Doğu
Kürdistan sınırında bir şerit şeklinde ve aynı yoğunlukta asker kaydırıp
yığdırmıştır.Türk devleti, ABD, İngiltere , İsrail, Kadana, Fransa gibi
devletlerin bir hava operasyonuyla İran rejimini vurması halinde, Kürt ,
Azeri,Belluci ve Huzistan Araplarının İran egemenliği altında ki bölgelerinde
ayaklanma başlata bileceklerini ve İran devletinin ilkin 5 parçalı bir
federasyon olsa dahi asgari 5 devlete bölünme sürecine gireceğini görmektedir.Bu
nedenle Güney Kürdistan a girip istikrarsızlaştırma Musul ve Kerkük petrollerine
uzanmanın yanında,İran iktidarına içerden veya dışardan yapılacak saldırı
karşısında, Türk devletinin kendi pozisyonunu aldığı ve bu nedenle doğu
Kürdistan sınırına yoğun oranda asker kaydırdığı kesindir. Irak ta, Saddam
rejiminin küçük dağınık Türkmen nüfusuna yönelik olarak ta baskı ve katliam
yapmasına hiçbir dönemde ses çıkarmayan Türk devletinin, 2003 ten itibaren
Türkmen kartına sarılarak, sahtede olsa Türkmen haklarını koruma havarisi
kesilip gündem oluşturmaya yöneldiği, Türkmen Cephesi gibi iş birlikçi partileri
oluşturup kullanmaya yöneldiği, kimi Türkmenleri Ankara ya kadar getirterek
siyasi-askeri-örgütsel açıdan hazırladığı bilinmektedir. Güney Kürdistan
hükümetine karşı Türkmenleri kullanmaya ve hazırlamaya yönelen Türkiye, Kürt
iktidarlaşmasını tavsiye etmeyi esas alarak, bağımsız devlet olma sürecini
ortadan kaldırmayı yada asgari 20 yıl geciktirmeyi hedeflemektedir.Öte yandan
İran a yapılacak bir operasyon veya içerden gelişecek ayaklanma sonrasında
çözülme ve federal bölgelere ayrışma sürecine hızlı ve anında askeri açıdan
müdahale ederek bu parçayı istikrarsızlaştırmak, denetimi altına almak, bugüne
kadar desteklemediği ve her türlü haktan yoksun olan Azeriler yönünden de sahte
de olsa koruyucu havari kesilip,Azerileri Doğru Kürdistan nın doğalgaz ,petrol
ve altın yatakları açısından zengin olan Kürtlerle sınırlarında bulunan Ürmiye
ve Kirmanşah gibi Kürt kentlerine saldırtmak üzere konumlandığından da kuşku
duyulmamalıdır.Bu yolla Doğu Kürdistan da da Kürt iktidarlaşmasının ortaya
çıkmasına ve Güney Kürdistan la birleşmesine engel olmayı hedeflemektedirler.Bu
çerçevede iki ay önce Güney Kürdistan la Batı Kürdistan arasındaki sınırda
bulunan Şengal de 500 Kürt Ezidi sinin bir soykırım eylemi neticesinde katl
edilmesi de, esasen bu alanı istikrasız bir alana dönüştürmek,Kürtlerini burayı
boşaltmasını sağlamak ve bu yolla Batı Kürdistan nın Suriye den ayrışması
sürecinde Güney Kürdistan la birleşmesini önleme amaçlıdır.Güney Kürdistan
nın,Güney Batı Kürdistan parçasıyla birleştirilebilmesi için iki parçanın suni
olarak ayrıştırılmış sınır hattında bulunan Telahfer ve Şengal in Kürtler
tarafından tam olarak denetim ve kontrole alınması zorunlu olduğu gibi,Kürtlerin
Kürdistan petrolünü dışarıya çıkarması ve uluslararası anlamada özgür ilişki
ağını sağlayıp dünyaya açılabilmesi için de önemlidir.Kürdistan,Güney Batı
Kürdistan nın Kobani ve Afirin kazalarının hemen arkasındaki topraklardan
Akdeniz e açılması gerekmektedir.Kuzey Kürdistan ın sınırları içinde kalan
İskenderun limanından dünyaya açılmak ikinci olanaktır.Kuzey Kürdistan sınırları
içeresin de bulunan Ardahan ın arkasından Karadeniz le açılmak üçüncü
olanaktır.Kürdistan ın güney doğusundan ve karardan da dünyaya bir kanalla
açılmak olanaklıdır.Şengal, Telahfer gibi sömürgeci devletlerin özel
kuvvetleriyle istihbaratlarının ilişkilendiği fudamantalist örgütlerin
yerleştiği bir alan haline getirmek istenmektedir.Türk ordusu, tümden tasfiye
edilmiş bir PKK istemediği gibi,güçlenen ve APO nun işbirlikçi ideolojik politik
çizgisiyle yönlendirmelerinin altından çıkan bir PKK de istememektedir.Tümden
tasfiye edilmiş PKK ,yeni bir Kürt örgütün ortaya çıkmasına ve bu örgütün
terinse ulusal temelde ve kontrol dışında gelişmesine yol açacağından
hedeflenmemektedir.Öte yandan PKK nin tasfiye edilmesi halinde,Türk devletinin
Kürdistan nın değir parçalarına saldırma ve emperyalist heveslerini konuşturma
bahanesi kalmayacaktır.Apo nun denetiminden çıkan ve Demokratik Cumhuriyetçiliği
red eden bir PKK nin ise ulusal bir çizgiye gelebileceği bu durumda diğer Kürt